20 Nisan 2020 Pazartesi

ANTROPOSEN (İNSAN) ÇAĞINDA ÇEVRE, İNSAN İLİŞKİLERİ: SALGIN VE DİJİTAL DÖNÜŞÜM


İnsanlık, evreni ve evren karşısında kendisini nasıl konumlandırdığını yeniden kurgulayarak yeni bir dünyaya geçiş yapmaktadır. Dünyadaki değişimlerin kısıtlı modeller üzerinden açıklanamayacak kadar karmaşık olduğu ve çözümün bilim temelli yaklaşımlarda  olduğu fikri benimsenmektedir. Teknolojik keşifler ise yeni bilimsel yaklaşımları destekleyecek şekilde bir gelişim göstermektedir. Bu değişim sistemik bir değişimdir. 

 Antroposen ve dijital dönüşüm

Antroposen ve dijital dönüşüm yeni dünyaya geçişi  temsil eden ilk kavramsal söylemler olarak kabul edilebilir ve aralarında süreç olarak bir bağlantı olduğu söylenebilir. Antroposen (Anthropocene Epoch) insan çağı demektir. Özellikle sanayi devrimini takip eden son 200 yıldır, insan eylemlerinin biyolojik, kimyasal ve jeolojik olarak dünyayı etkilemesi fikri üzerine geliştirilen doğa bilimsel bir argümanı ifade eder. Bu anlamda henüz tartışmalı da olsa, insanlık yeni bir jeolojik devrin içindedir. Örneğin biyolojik çeşitliliğin azalması, iklim değişikliği, salgın hastalıklar, buzulların erimesi, plastik kirliliği, doğal kaynakların tükenmesi vb. gibi çevresel sorunlar bu devrin bir ürünüdür. Dijital dönüşüm ise, ekonomi ve sosyal yaşamda dijital teknolojilere geçiş ile ilgili bütün değişim süreçlerini içerir.

21. yüzyıldan itibaren çevre sorunları, insan medeniyetinin gelişimi üzerinde devasa sonuçlar doğurmaya başlamıştır. Kitlesel göçler, savaşlar, açlık, yoksulluk, eşitsizlik olguları ekonomik ve sosyal sistemlerde tıkanıklığa yol açmaktadır. Diğer taraftan yine doğa bilimsel olarak, bu gelişmelerin Dünyanın ekosistemini termodinamik bir yok oluşa götüreceğini kabul eden kesimler vardır. Üstelik bu görüş ekolojik çerçevede sosyal bilimlerde de karşılık bulmaktadır.

2020 COVID-19 salgını ve antroposen

Dolayısıyla 2020 COVID-19 salgını, antroposen çağı görüşlerinin bilimsel olarak hayata konmasına aracılık edecek görünüyor. Bu kapsamda nüfus yoğunluğunun artması ile doğal yaşam alanlarında ekosistemlerin bozulmasının hayvanlarda bulunan virüslerin insana geçmesini kolaylaştırdığı ve virüslerin davranışını farklılaştırdığı iddia edilmektedir. Böylece salgın, insan refahının diğer canlıların refahına bağlı olduğunu hatırlatmış olmaktadır. Eğer insanlık iklim değişikliğine bağlı ekosistem yıkımına ve biyolojik çeşitliliğin yok olmasına izin  verirse, kendi varlığının da tehlikeye gireceğini kabul etmek durumundadır. 

Oldukça basit bir çıkarım gibi görülen bu yaklaşım, aslında büyük bir bilimsel paradigma değişimini gerektirmektedir. Öncelikle insan yeryüzü ölçeğinde ekosistemin bir parçasıdır, onun sahibi değildir. İnsan, eskiden yaptığı gibi doğayı kendisine uydurmaya çalışmayacak ya da doğanın kendisine uyum göstermesini beklemeyecek; tıpkı doğadaki diğer canlılar gibi, kendisini doğaya ve onun gerekliliklerine göre değiştirerek yani uyum sağlayarak hayatını sürdürecektir. Bu yaklaşım insanın kaynak kullanımı tercihleri üzerinde etkili olacaktır ve karmaşıklık dünyasının kurallarını ön plana çıkaracaktır.

Diğer taraftan sosyal düzlemde antroposen çağında olduğumuzu kabul etmek, politik ve etik olarak insanın gezegenin karşı karşıya kaldığı sorunlarda sorumluluğu olduğunu kabul etmesi anlamına gelir. Üstelik Dünya ile ilgili sorunlar bütün insanlığı etkilediği için stratejik olarak ortak eylem planlarını gerektirir. Dünya üzerinde yaşayan milyarlarca insan birbiriyle çatışan çıkarlarını, dünya görüşlerini, statülerini vb. bir yana bırakıp neden oldukları zararı telafi edecek önlemler almalı ve gelecek tehditler için politika geliştirmelidirler. 

İşte bu aşamada zorluklar başlamaktadır. Çünkü hiçbir insan ya da toplum bu gelişmelerden sorumlu olduğunu kabul etmemektedir. O  zaman çözümün de bir parçası olmak ya da maliyetine katlanmak rasyonel bir karar olmayacaktır. Ancak büyük felaketler ortaya çıktığında, bu zorunluluk insanları ortak kararlar almaya zorlayabilir. Böyle bir durumda ortak hedefte uzlaşılır ve toplumlar kendilerini bu hedef doğrultusunda yeniden organize ederler. Bütün bu gelişmeler ekonomilerin tüketim ve üretim yapılarında zorunlu değişimleri ve politik olarak ise daha az demokratik yönetim biçimlerini getirecektir. Ayrıca geçmiş iklim anlaşmalarının başarılı sonuç vermemesi otoriter tedbirlere daha fazla meşruiyet kazandıracaktır.

Antroposende küresel dijital yönetişime doğru

Dünya kaynaklarının büyük bir bölümüne sahip ekonomik yapılar ve otoriteyi elinde bulunduran güçler dijital teknolojiyi çözüm olarak ortaya atmaktadırlar. Dijital dönüşüm aslında antroposen çağı fikri ile birlikte anlam kazanmaktadır. Yani çevre sorunları  ve onun neden olduğu kabul edilen küresel sorunlar politik ve etik olarak dijital ekonomiye zemin hazırlamaktadır. Yüksek hızlı kuantum bilgisayarlar, hızlı bağlantı teknolojileri ve yapay zeka tabanlı çözümler, insanın hesaplayamayacağı ve karar almakta zorluk çekeceği kadar karmaşık sorunlarda devreye girecektir. Burada küresel olarak ilk yapılması gereken, küresel ölçekte bu mekanizmaları harekete geçirecek merkezi bir dijital yönetim yapısının oluşturulmasıdır. İkinci olarak, dünya üzerindeki bütün toplumların merkezi dijital yapıya bağlanmasını sağlayacak altyapıları oluşturmak ve herkesin bu ağa katılımını sağlamaktır.

Doğa boşluk kaldırmaz (nature abhors a vacuum)

Sonuç olarak, antroposen çağı fikrini kabul etmekle insanlık geri dönüşsüz olarak, yeni bir insan ve toplum yapısına, bilimsel sisteme, dolayısıyla yeni bir uygarlık düzenine geçiş yapacaktır. Bu dönüşümün aracı ise dijital teknolojiler olacaktır.  




Not: Atıf yapılarak alıntılanabilir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Devletler ve İş Dünyası Paydaş Kapitalizmine Hazırlanıyor…

İş dünyası kapitalizmin krizlerinden önemli ölçüde etkileniyor. 21. Yüzyılda sektörler, dış ticaret ortakları ve iş modellerinde önemli ...