İnsanlık, evreni ve
evren karşısında kendisini nasıl konumlandırdığını yeniden kurgulayarak yeni
bir dünyaya geçiş yapmaktadır. Dünyadaki değişimlerin kısıtlı modeller
üzerinden açıklanamayacak kadar karmaşık olduğu ve çözümün bilim temelli
yaklaşımlarda olduğu fikri
benimsenmektedir. Teknolojik keşifler ise yeni bilimsel yaklaşımları
destekleyecek şekilde bir gelişim göstermektedir. Bu değişim sistemik bir
değişimdir.
Antroposen ve dijital dönüşüm
Antroposen ve dijital
dönüşüm yeni dünyaya geçişi temsil eden
ilk kavramsal söylemler olarak kabul edilebilir ve aralarında süreç olarak bir
bağlantı olduğu söylenebilir. Antroposen (Anthropocene Epoch)
insan çağı demektir. Özellikle sanayi devrimini takip eden son 200 yıldır,
insan eylemlerinin biyolojik, kimyasal ve jeolojik olarak dünyayı etkilemesi
fikri üzerine geliştirilen doğa bilimsel bir argümanı ifade eder. Bu anlamda
henüz tartışmalı da olsa, insanlık yeni bir jeolojik devrin içindedir. Örneğin
biyolojik çeşitliliğin azalması, iklim değişikliği, salgın hastalıklar,
buzulların erimesi, plastik kirliliği, doğal kaynakların tükenmesi vb. gibi
çevresel sorunlar bu devrin bir ürünüdür. Dijital
dönüşüm ise, ekonomi ve sosyal yaşamda dijital teknolojilere geçiş ile ilgili
bütün değişim süreçlerini içerir.
21.
yüzyıldan itibaren çevre sorunları, insan medeniyetinin gelişimi üzerinde
devasa sonuçlar doğurmaya başlamıştır. Kitlesel göçler, savaşlar, açlık,
yoksulluk, eşitsizlik olguları ekonomik ve sosyal sistemlerde tıkanıklığa yol
açmaktadır. Diğer taraftan yine doğa bilimsel olarak, bu gelişmelerin Dünyanın
ekosistemini termodinamik bir yok oluşa götüreceğini kabul eden kesimler
vardır. Üstelik bu görüş ekolojik çerçevede sosyal bilimlerde de karşılık
bulmaktadır.
2020 COVID-19 salgını
ve antroposen
Dolayısıyla 2020
COVID-19 salgını, antroposen çağı görüşlerinin bilimsel olarak hayata konmasına
aracılık edecek görünüyor. Bu kapsamda nüfus yoğunluğunun artması ile doğal
yaşam alanlarında ekosistemlerin bozulmasının hayvanlarda bulunan virüslerin
insana geçmesini kolaylaştırdığı ve virüslerin davranışını farklılaştırdığı
iddia edilmektedir. Böylece salgın, insan refahının diğer canlıların refahına
bağlı olduğunu hatırlatmış olmaktadır.
Eğer insanlık iklim değişikliğine bağlı ekosistem yıkımına ve biyolojik
çeşitliliğin yok olmasına izin verirse,
kendi varlığının da tehlikeye gireceğini kabul etmek durumundadır.
Oldukça
basit bir çıkarım gibi görülen bu yaklaşım, aslında büyük bir bilimsel
paradigma değişimini gerektirmektedir. Öncelikle insan yeryüzü ölçeğinde ekosistemin
bir parçasıdır, onun sahibi değildir. İnsan, eskiden yaptığı gibi doğayı
kendisine uydurmaya çalışmayacak ya da doğanın kendisine uyum göstermesini
beklemeyecek; tıpkı doğadaki diğer canlılar gibi, kendisini doğaya ve onun
gerekliliklerine göre değiştirerek yani uyum sağlayarak hayatını sürdürecektir.
Bu yaklaşım insanın kaynak kullanımı tercihleri üzerinde etkili olacaktır ve
karmaşıklık dünyasının kurallarını ön plana çıkaracaktır.
Diğer
taraftan sosyal düzlemde antroposen çağında olduğumuzu kabul etmek, politik ve
etik olarak insanın gezegenin karşı karşıya kaldığı sorunlarda sorumluluğu
olduğunu kabul etmesi anlamına gelir.
Üstelik Dünya ile ilgili sorunlar bütün insanlığı etkilediği için stratejik
olarak ortak eylem planlarını gerektirir. Dünya üzerinde yaşayan milyarlarca
insan birbiriyle çatışan çıkarlarını, dünya görüşlerini, statülerini vb. bir
yana bırakıp neden oldukları zararı telafi edecek önlemler almalı ve gelecek
tehditler için politika geliştirmelidirler.
İşte
bu aşamada zorluklar başlamaktadır. Çünkü hiçbir insan ya da toplum bu gelişmelerden
sorumlu olduğunu kabul etmemektedir. O
zaman çözümün de bir parçası olmak ya da maliyetine katlanmak rasyonel
bir karar olmayacaktır. Ancak büyük felaketler ortaya çıktığında, bu zorunluluk
insanları ortak kararlar almaya zorlayabilir. Böyle bir durumda ortak hedefte
uzlaşılır ve toplumlar kendilerini bu hedef doğrultusunda yeniden organize
ederler. Bütün bu gelişmeler ekonomilerin tüketim ve üretim yapılarında zorunlu
değişimleri ve politik olarak ise daha az demokratik yönetim biçimlerini getirecektir.
Ayrıca geçmiş iklim anlaşmalarının başarılı sonuç vermemesi otoriter tedbirlere
daha fazla meşruiyet kazandıracaktır.
Antroposende küresel dijital yönetişime doğru
Dünya kaynaklarının
büyük bir bölümüne sahip ekonomik yapılar ve otoriteyi elinde bulunduran güçler
dijital teknolojiyi çözüm olarak ortaya atmaktadırlar. Dijital dönüşüm aslında
antroposen çağı fikri ile birlikte anlam kazanmaktadır. Yani çevre
sorunları ve onun neden olduğu kabul
edilen küresel sorunlar politik ve etik olarak dijital ekonomiye zemin
hazırlamaktadır. Yüksek hızlı kuantum bilgisayarlar, hızlı bağlantı
teknolojileri ve yapay zeka tabanlı çözümler, insanın hesaplayamayacağı ve karar
almakta zorluk çekeceği kadar karmaşık sorunlarda devreye girecektir. Burada
küresel olarak ilk yapılması gereken, küresel ölçekte bu mekanizmaları harekete
geçirecek merkezi bir dijital yönetim yapısının oluşturulmasıdır. İkinci
olarak, dünya üzerindeki bütün toplumların merkezi dijital yapıya bağlanmasını
sağlayacak altyapıları oluşturmak ve herkesin bu ağa katılımını sağlamaktır.
Doğa boşluk kaldırmaz
(nature abhors a vacuum)
Sonuç
olarak, antroposen çağı fikrini kabul etmekle insanlık geri dönüşsüz olarak,
yeni bir insan ve toplum yapısına, bilimsel sisteme, dolayısıyla yeni bir uygarlık
düzenine geçiş yapacaktır. Bu dönüşümün aracı ise dijital teknolojiler
olacaktır.
Not: Atıf yapılarak alıntılanabilir.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder