22 Şubat 2018 Perşembe

DİJİTAL ÇAĞDA “ZİHİN ÖZGÜRLÜĞÜ” TARTIŞMASI VE “KÜRE-ŞİZOFRENİK GÖZETİM” REKABETİ



DİJİTAL ÇAĞDA “ZİHİN ÖZGÜRLÜĞÜ” TARTIŞMASI VE “KÜRE-ŞİZOFRENİK GÖZETİM” REKABETİ


1971 yılında, Cenevre Üniversitesi'nde işletme profesörü Klaus Schwab tarafından kurulan ve her yıl İsviçre'nin Davos kasabasında düzenlendiği için "Davos Zirvesi" de denilen Dünya Ekonomik Forumu’nun (WEF) 2018 yılı toplantısı 23-26 Ocak tarihlerinde ‘Parçalanan Dünyada Ortak Gelecek Oluşturmak’ temasıyla düzenlendi. Macar ve Yahudi asıllı Amerikalı finans spekülatörü ve liberal girişimci George Soros (87) Forum’da insanın zihin özgürlüğüne dikkat çekti. Bu konu dijital çağda yeni kurulacak dünya düzenin en tartışmalı konularından birisidir.

Soros Forum’da yaptığı konuşmada, Facebook ve Google gibi sosyal medya şirketlerinin topluma yönelik bir ‘bela haline geldiği, toplumsal çevreyi sömürdüğü ve bu şirketlerin özellikle insanların farkında olmadan düşüncelerini ve davranışlarını etkilediğini söyledi. Sosyal medya şirketlerinin tedarik ettikleri hizmetlere kasıtlı olarak bağımlılık yarattığını’ belirterek, bu durumu ‘özellikle yetişkinler için çok zararlı’ diye niteledi. Soros, “İnsanların dikkatini şekillendirme gücü giderek az sayıda şirketin elinde toplanıyor. John Stuart Mill’in ‘zihnin özgürlüğü (freedom of mind)’ diye tanımladığı şeyi ortaya koymak ve savunmak büyük çaba gerektiriyor. Bu bir kez kaybolursa, dijital çağda büyüyen insanların onu yeniden elde edememe ihtimali var. Bu da, geniş kapsamlı siyasi sonuçlara yol açabilir” diye konuştu.
Facebook ve Google gibi veri zengini şirketlerin devletlerle işbirliğine gitmesi gibi, bir eğilim olduğuna dikkat çeken Soros, “Bu durum, George Orwell’in bile tahayyül edemediği bir totaliter kontrol ağına yol açabilir.”dedi. Tekelleşen sosyal medya şirketlerinin bir şekilde düzenlenmesi çağrısı yapan Soros, “İnternet tekelleri toplumu kendi davranışlarının sonuçlarından koruma eğilimine sahip değil, sahip de olmayacak. Bu durum onları bir belaya dönüştürüyor. Toplumu onlardan koruma görevi, düzenleyici yetkililerde. Günleri sayılı.”şeklinde konuştu.


John Stuart Mill (1806-1873) faydacı temelde ifade özgürlüğünün gerçekliğin keşfedilmesine aracılık ederek insani gelişmeye katkıda bulunacağını ortaya koymuştu. George Soros Mill’e benzer şekilde zihin özgürlüğünü benimseyen Henri Bergson (1859-1941) ve Karl Popper (1902-1994) gibi felsefecilerin ortaya attığı açık toplum fikrini savunmaktadır. Popper’ın yaklaşımına göre, dışımızdaki gerçeklik algımız mükemmel değildir. Dolayısıyla gerçeklik kimsenin tekelinde değildir ve büyük ve değişmez doğrular konusunda ısrar edilmemesi gerekmektedir. Buna göre büyük ve kesin doğrular yok ise, farklı görüşlere saygılı olunmalıdır. Hakikatin kişinin çevredeki uyaranlara verdiği tepkinin bir yansıması olduğunu, yani bilginin öznelliğini kabul eden postmodernist bir söylem üzerine inşa edilen liberal bir toplum modeli öneren Soros’un internet platformları konusunda yaptığı bu çıkış çok önemli görülmelidir. Soros kapitalist sistem içinde sistemin sağladığı imkânlarla tekelci konuma gelen sosyal medya şirketlerinin sistemin kendisini tehdit ettiğine işaret etmektedir.



SOSYAL MEDYA GÖZETİMİ VE ZİHİNSEL TUTSAKLIK


Postmodern gözetimde sosyal ağların aracılık ettiği ve veri aktarımı yapan ekranlara bakan insanlar için, görünenle görünenin arkasındaki arasında bağlantı kopmakta ve zihin manipülasyonu çok kolay hale gelmektedir. Böylece modernizmin hakikatın aranması için gerekli gördüğü yöntemsel olarak sorgulama mekanizması devre dışı kalmaktadır. Her türlü belirsizlik bu tür zihin manipülasyonlarına elverişli bir ortam yaratmaktadır. Belirsizliğe göre organize olmuş sistemler belirlilik ve kesinlik ya da düzenlilikten ziyade düzensizliğin yönetilmesi için yapılanmışlardır.


Belirsizlik ortamında önce görüntüyü oluşturursunuz, sonra görüntüye göre gerçeği inşa edersiniz. Ekrana bağlı yaşamak zorunda olan insanların kendilerine sunulan bu suni hakikat örüntüsü karşısında bunu olduğu gibi kabul etmek dışında pek bir seçeneği kalmamaktadır. Dijital çağda insana ait profil verilerinin veri tabanlarına girmesiyle birlikte, bu veri tabanlarına kimin hükmettiği zihin özgürlüğü açısından önemli değildir. Dolayısıyla Soros’un işaret ettiği küresel ölçekteki bu tartışmanın zihin özgürlüğünün insani boyutuyla ilgisi olmadığı, esasen ekonomik ve siyasi çıkarlar doğrultusunda insan zihnini kimin kontrol edeceğiyle ilgili bir tartışma olduğu söylenebilir.


Zihin ticareti   dijital çağda “tüketim toplumu” açısından da önemlidir. Modern dönemde devlet (panoptik iktidar) üretim yapısı için insanın disipline edilmesi işlevini yerine getirmektedir. Devlet üretim için uygun olmayan insanları cezaevleri gibi mekanlarda islah edip uygun hale getirildikten sonra serbest bırakmaktadır. Üretilen standart ürünler olduğu şekliye tüketilirken, tüketim üzerinde devletin iktidarı söz konusudur. Çünkü devlet vatandaşı olan her insanın bütün bilgilerine sahiptir. Kimin neyi ne kadar tüketebileceğini devlet belirleyebilir.


Postmodern (dijital) dönemde ise devletin (banoptik iktidar-haz iktidarı) görevi her bireyin tüketici olarak kalmasını sağlamaktır. İnsan tükettikçe üretim için gerekli temel girdiyi de üretir hale geldiğinden insanları ancak daha çok tüketmelerini sağlayarak sisteme uygun hale getirebilirsiniz. Buradaki temel yaklaşım insanları daha çok tüketecek şekilde üretimi farklılaştırmak ve bu farklı şeyleri satın aldıkça kendini özel ve özgür hisseden insanın şizofrenik haz dürtülerini daha fazla kamçılamak ve yeniden talep yaratmaktır.  Bu yolla insan ve toplumların denetimi yapılabilmektedir. Kendisini ne ürettiği ile değil de ne tükettiğiyle tanımlayan ve neyi tüketeceğiyle ilgili özgürlüğünü yeterli gören insanın denetimi veri tabanları aracılığıyla yapılabilmektedir. İşte bu noktada devletlerin tüketim ve üretim ve aynı zamanda siyaset üzerindeki hakimiyeti zayıflamaktadır. Çünkü bireyler zihinsel olarak kendisini ekran üzerinden yönlendiren algoritmanın tercihlerine göre, sadece tüketim açısından değil siyasi açıdan da yönelimde bulunmaktadır. Bütün kişisel verilere sahip olan küresel veritabanları bu büyük veriyi dijital teknolojiden yararlanarak çözümlemekte ve bu insanlara siyasi açıdan da hükmetmektedir.


O halde dijital çağda devletlerin siyasi egemenlik kaygıları ciddiye alınması gereken bir tehdittir. Devletler açısından vatandaşların kişisel verilerinin güvenliği ve küresel bağlantılı veri tabanları ile iletişim zorunluluğu arasındaki dengenin nasıl kurulacağı, bugünün en gerçek sorunlarından birisi olarak durmaktadır.




Devletler ve İş Dünyası Paydaş Kapitalizmine Hazırlanıyor…

İş dünyası kapitalizmin krizlerinden önemli ölçüde etkileniyor. 21. Yüzyılda sektörler, dış ticaret ortakları ve iş modellerinde önemli ...