DİJİTAL
ÇAĞDA “ZİHİN ÖZGÜRLÜĞÜ” TARTIŞMASI VE “KÜRE-ŞİZOFRENİK GÖZETİM” REKABETİ
1971 yılında, Cenevre
Üniversitesi'nde işletme profesörü Klaus Schwab tarafından kurulan ve her yıl
İsviçre'nin Davos kasabasında düzenlendiği için "Davos Zirvesi" de
denilen Dünya Ekonomik Forumu’nun (WEF) 2018 yılı toplantısı 23-26 Ocak
tarihlerinde ‘Parçalanan Dünyada Ortak Gelecek Oluşturmak’ temasıyla düzenlendi.
Macar ve Yahudi asıllı Amerikalı finans spekülatörü ve liberal girişimci George Soros (87) Forum’da insanın zihin özgürlüğüne dikkat çekti. Bu konu dijital
çağda yeni kurulacak dünya düzenin en tartışmalı konularından birisidir.
Soros Forum’da yaptığı konuşmada, Facebook
ve Google gibi sosyal medya şirketlerinin topluma yönelik bir ‘bela haline
geldiği, toplumsal çevreyi
sömürdüğü ve bu şirketlerin özellikle insanların farkında olmadan düşüncelerini
ve davranışlarını etkilediğini söyledi. Sosyal medya
şirketlerinin tedarik ettikleri hizmetlere kasıtlı olarak bağımlılık
yarattığını’ belirterek, bu durumu ‘özellikle yetişkinler için çok zararlı’
diye niteledi. Soros, “İnsanların dikkatini
şekillendirme gücü giderek az sayıda şirketin elinde toplanıyor. John
Stuart Mill’in ‘zihnin özgürlüğü (freedom of mind)’ diye tanımladığı şeyi
ortaya koymak ve savunmak büyük çaba gerektiriyor. Bu bir kez kaybolursa,
dijital çağda büyüyen insanların onu yeniden elde edememe ihtimali var. Bu da,
geniş kapsamlı siyasi sonuçlara yol açabilir” diye konuştu.
Facebook ve Google gibi veri zengini şirketlerin devletlerle işbirliğine
gitmesi gibi, bir eğilim olduğuna dikkat çeken Soros, “Bu durum, George
Orwell’in bile tahayyül edemediği bir totaliter kontrol ağına yol açabilir.”dedi.
Tekelleşen sosyal medya şirketlerinin bir şekilde düzenlenmesi çağrısı yapan
Soros, “İnternet tekelleri toplumu kendi davranışlarının sonuçlarından
koruma eğilimine sahip değil, sahip de olmayacak. Bu durum onları bir belaya
dönüştürüyor. Toplumu onlardan koruma görevi, düzenleyici yetkililerde. Günleri
sayılı.”şeklinde konuştu.
John Stuart Mill (1806-1873) faydacı temelde ifade
özgürlüğünün gerçekliğin keşfedilmesine aracılık ederek insani gelişmeye katkıda
bulunacağını ortaya koymuştu. George Soros Mill’e benzer şekilde zihin özgürlüğünü
benimseyen Henri Bergson (1859-1941)
ve Karl Popper (1902-1994) gibi felsefecilerin ortaya attığı açık toplum
fikrini savunmaktadır. Popper’ın yaklaşımına göre, dışımızdaki gerçeklik
algımız mükemmel değildir. Dolayısıyla gerçeklik kimsenin tekelinde değildir ve
büyük ve değişmez doğrular konusunda ısrar edilmemesi gerekmektedir. Buna göre
büyük ve kesin doğrular yok ise, farklı görüşlere saygılı olunmalıdır. Hakikatin
kişinin çevredeki uyaranlara verdiği tepkinin bir yansıması olduğunu, yani
bilginin öznelliğini kabul eden postmodernist bir söylem üzerine inşa edilen liberal
bir toplum modeli öneren Soros’un internet platformları konusunda yaptığı bu
çıkış çok önemli görülmelidir. Soros kapitalist sistem içinde sistemin
sağladığı imkânlarla tekelci konuma gelen sosyal medya şirketlerinin sistemin
kendisini tehdit ettiğine işaret etmektedir.
SOSYAL MEDYA GÖZETİMİ
VE ZİHİNSEL TUTSAKLIK
Postmodern gözetimde sosyal
ağların aracılık ettiği ve veri aktarımı yapan ekranlara bakan insanlar için,
görünenle görünenin arkasındaki arasında bağlantı kopmakta ve zihin manipülasyonu
çok kolay hale gelmektedir. Böylece modernizmin hakikatın aranması için gerekli
gördüğü yöntemsel olarak sorgulama mekanizması devre dışı kalmaktadır. Her
türlü belirsizlik bu tür zihin manipülasyonlarına elverişli bir ortam
yaratmaktadır. Belirsizliğe göre organize olmuş sistemler belirlilik ve
kesinlik ya da düzenlilikten ziyade düzensizliğin yönetilmesi için
yapılanmışlardır.
Belirsizlik
ortamında önce görüntüyü oluşturursunuz, sonra görüntüye göre gerçeği inşa
edersiniz. Ekrana bağlı yaşamak zorunda olan insanların kendilerine sunulan bu
suni hakikat örüntüsü karşısında bunu olduğu gibi kabul etmek dışında pek bir
seçeneği kalmamaktadır. Dijital çağda insana ait profil verilerinin veri
tabanlarına girmesiyle birlikte, bu veri tabanlarına kimin hükmettiği zihin
özgürlüğü açısından önemli değildir. Dolayısıyla Soros’un işaret ettiği küresel
ölçekteki bu tartışmanın zihin özgürlüğünün insani boyutuyla ilgisi olmadığı, esasen
ekonomik ve siyasi çıkarlar doğrultusunda insan zihnini kimin kontrol
edeceğiyle ilgili bir tartışma olduğu söylenebilir.
Zihin ticareti dijital çağda “tüketim toplumu” açısından da önemlidir. Modern
dönemde devlet (panoptik iktidar) üretim yapısı için insanın disipline edilmesi
işlevini yerine getirmektedir. Devlet üretim için uygun olmayan insanları cezaevleri
gibi mekanlarda islah edip uygun hale getirildikten sonra serbest
bırakmaktadır. Üretilen standart ürünler olduğu şekliye tüketilirken, tüketim
üzerinde devletin iktidarı söz konusudur. Çünkü devlet vatandaşı olan her
insanın bütün bilgilerine sahiptir. Kimin neyi ne kadar tüketebileceğini devlet
belirleyebilir.
Postmodern
(dijital) dönemde ise devletin (banoptik iktidar-haz iktidarı) görevi her
bireyin tüketici olarak kalmasını sağlamaktır. İnsan tükettikçe üretim için
gerekli temel girdiyi de üretir hale geldiğinden insanları ancak daha çok
tüketmelerini sağlayarak sisteme uygun hale getirebilirsiniz. Buradaki temel
yaklaşım insanları daha çok tüketecek şekilde üretimi farklılaştırmak ve bu
farklı şeyleri satın aldıkça kendini özel ve özgür hisseden insanın şizofrenik
haz dürtülerini daha fazla kamçılamak ve yeniden talep yaratmaktır. Bu yolla insan ve toplumların denetimi
yapılabilmektedir. Kendisini ne ürettiği ile değil de ne tükettiğiyle
tanımlayan ve neyi tüketeceğiyle ilgili özgürlüğünü yeterli gören insanın
denetimi veri tabanları aracılığıyla yapılabilmektedir. İşte bu noktada devletlerin
tüketim ve üretim ve aynı zamanda siyaset üzerindeki hakimiyeti
zayıflamaktadır. Çünkü bireyler zihinsel olarak kendisini ekran üzerinden
yönlendiren algoritmanın tercihlerine göre, sadece tüketim açısından değil siyasi
açıdan da yönelimde bulunmaktadır. Bütün kişisel verilere sahip olan küresel
veritabanları bu büyük veriyi dijital teknolojiden yararlanarak çözümlemekte ve
bu insanlara siyasi açıdan da hükmetmektedir.
O halde dijital çağda
devletlerin siyasi egemenlik kaygıları ciddiye alınması gereken bir tehdittir. Devletler
açısından vatandaşların kişisel verilerinin güvenliği ve küresel bağlantılı
veri tabanları ile iletişim zorunluluğu arasındaki dengenin nasıl kurulacağı, bugünün
en gerçek sorunlarından birisi olarak durmaktadır.
