29 Kasım 2023 Çarşamba

Devletler ve İş Dünyası Paydaş Kapitalizmine Hazırlanıyor…

İş dünyası kapitalizmin krizlerinden önemli ölçüde etkileniyor. 21. Yüzyılda sektörler, dış ticaret ortakları ve iş modellerinde önemli yapısal değişimler var. Ülkemizde de bu konu Ali Koç’un, 2015 yılındaki G20 zirvesi öncesi iş dünyasının bir araya geldiği B20 toplantısında kapitalizmin bittiğini söylemesiyle gündeme gelmişti.

 

Bu tartışmalarda mevcut kapitalizm modelinin ekonomik eşitsizlik, dünya üzerindeki kaynakların yıkıcı şekilde kullanılması ve çevre tahribatına neden olduğu vurgulanıyor. Ekonomik sistemlerden sadece küçük bir azınlığı değil bütün insanları ve içinde yaşanılan çevreyi koruması bekleniyor. Tabii ki bu süreçte devletlere de önemli görevler düşüyor.

 

Nitekim günümüzde iklim değişikliği ile bağlantılı görülen ekonomik sorunlar ön plana çıktı.  Milyonlarca insan göç etmekte ve emek piyasasında çalışma koşulları giderek kötüleşmektedir.

 

Kapitalizm tartışmalarında dünyadaki nüfus artış hızının yüksekliği de sorun olarak görülüyor. Dünya kaynaklarının tükenmesi, çevre kirliliği ve devletlerin bu sorunlarla mücadelede yetersiz kaldığı görüşü giderek daha fazla kabul görüyor.

 

Ancak nüfus artışı teori ve politika açısından çok tartışmalı bir konu. Çünkü yüksek nüfus ülkelerin ekonomik büyümesi için gerekli ve günümüzde ekonomik milliyetçiliğin politika başlıklarından birisi.

 

 Yeni ekonomik sistem arayışlarında “paydaş kapitalizmi”nin önerildiği görülüyor. Bu çerçevede 2020 yılında Dünya Ekonomik Forumu şirketler için “paydaş kapitalizmi göstergeleri” uygulamasını başlattı. Göstergeler sürdürülebilir kalkınma hedefleri ile ilgili ve insan, gezegen, refah ve yönetim prensipleri gibi başlıklardan oluşmaktadır.

 

Şirketlerin rekabet güçlerini koruyabilmeleri için bu ilkelere uymaları gerekecek.

 

Paydaş kapitalizmi nüfus kontrolü yanında yeni bir sosyal düzen de gerektiriyor. Devletler mevcut politika araçlarıyla bütün üretim ve tüketim faaliyetlerinin karbon ayak izlerini tespit etmek ve sosyoekonomik yapıyı dönüştürmekte zorlanacaklar. Sistem tamamen dijital teknolojilere dayalı gelişecek. 

 

Dolayısıyla burada kapitalizmin ortadan kalkması değil sadece daha eşitlikçi, insan odaklı ve çevreye duyarlı hale gelmesi için bir model değişikliği ile karşı karşıyayız. 

 


**********************************************

Not: Bu yazıda aşağıdaki kaynaklardan yararlandım.

Pınar Yardımcı, Zeynep Karaçor ve Sevilay Konya (2017). Welfare And Governance Crises of  Neoliberal Globalization: The New Institutional Economics Perspective. https://hrcak.srce.hr/187393?lang=en

Pınar Yardımcı (2022). Sürdürülebilirlik İktisadı Perspektifinden Döngüsel Ekonomi ve Uluslararası Ticaret. Çevre Ekonomisi – Makro Boyutlarıyla içinde. Ed. Sevilay KONYA, Nobel Akademik Yayıncılık, 1. Baskı, Ekim, s.251-278, https://www.nobelyayin.com/cevre-ekonomisi-makro-boyutlariyla-18925.html

 https://medium.com/swlh/accelerating-stakeholder-capitalism-5a57148d1f4 

 

20 Nisan 2020 Pazartesi

ANTROPOSEN (İNSAN) ÇAĞINDA ÇEVRE, İNSAN İLİŞKİLERİ: SALGIN VE DİJİTAL DÖNÜŞÜM


İnsanlık, evreni ve evren karşısında kendisini nasıl konumlandırdığını yeniden kurgulayarak yeni bir dünyaya geçiş yapmaktadır. Dünyadaki değişimlerin kısıtlı modeller üzerinden açıklanamayacak kadar karmaşık olduğu ve çözümün bilim temelli yaklaşımlarda  olduğu fikri benimsenmektedir. Teknolojik keşifler ise yeni bilimsel yaklaşımları destekleyecek şekilde bir gelişim göstermektedir. Bu değişim sistemik bir değişimdir. 

 Antroposen ve dijital dönüşüm

Antroposen ve dijital dönüşüm yeni dünyaya geçişi  temsil eden ilk kavramsal söylemler olarak kabul edilebilir ve aralarında süreç olarak bir bağlantı olduğu söylenebilir. Antroposen (Anthropocene Epoch) insan çağı demektir. Özellikle sanayi devrimini takip eden son 200 yıldır, insan eylemlerinin biyolojik, kimyasal ve jeolojik olarak dünyayı etkilemesi fikri üzerine geliştirilen doğa bilimsel bir argümanı ifade eder. Bu anlamda henüz tartışmalı da olsa, insanlık yeni bir jeolojik devrin içindedir. Örneğin biyolojik çeşitliliğin azalması, iklim değişikliği, salgın hastalıklar, buzulların erimesi, plastik kirliliği, doğal kaynakların tükenmesi vb. gibi çevresel sorunlar bu devrin bir ürünüdür. Dijital dönüşüm ise, ekonomi ve sosyal yaşamda dijital teknolojilere geçiş ile ilgili bütün değişim süreçlerini içerir.

21. yüzyıldan itibaren çevre sorunları, insan medeniyetinin gelişimi üzerinde devasa sonuçlar doğurmaya başlamıştır. Kitlesel göçler, savaşlar, açlık, yoksulluk, eşitsizlik olguları ekonomik ve sosyal sistemlerde tıkanıklığa yol açmaktadır. Diğer taraftan yine doğa bilimsel olarak, bu gelişmelerin Dünyanın ekosistemini termodinamik bir yok oluşa götüreceğini kabul eden kesimler vardır. Üstelik bu görüş ekolojik çerçevede sosyal bilimlerde de karşılık bulmaktadır.

2020 COVID-19 salgını ve antroposen

Dolayısıyla 2020 COVID-19 salgını, antroposen çağı görüşlerinin bilimsel olarak hayata konmasına aracılık edecek görünüyor. Bu kapsamda nüfus yoğunluğunun artması ile doğal yaşam alanlarında ekosistemlerin bozulmasının hayvanlarda bulunan virüslerin insana geçmesini kolaylaştırdığı ve virüslerin davranışını farklılaştırdığı iddia edilmektedir. Böylece salgın, insan refahının diğer canlıların refahına bağlı olduğunu hatırlatmış olmaktadır. Eğer insanlık iklim değişikliğine bağlı ekosistem yıkımına ve biyolojik çeşitliliğin yok olmasına izin  verirse, kendi varlığının da tehlikeye gireceğini kabul etmek durumundadır. 

Oldukça basit bir çıkarım gibi görülen bu yaklaşım, aslında büyük bir bilimsel paradigma değişimini gerektirmektedir. Öncelikle insan yeryüzü ölçeğinde ekosistemin bir parçasıdır, onun sahibi değildir. İnsan, eskiden yaptığı gibi doğayı kendisine uydurmaya çalışmayacak ya da doğanın kendisine uyum göstermesini beklemeyecek; tıpkı doğadaki diğer canlılar gibi, kendisini doğaya ve onun gerekliliklerine göre değiştirerek yani uyum sağlayarak hayatını sürdürecektir. Bu yaklaşım insanın kaynak kullanımı tercihleri üzerinde etkili olacaktır ve karmaşıklık dünyasının kurallarını ön plana çıkaracaktır.

Diğer taraftan sosyal düzlemde antroposen çağında olduğumuzu kabul etmek, politik ve etik olarak insanın gezegenin karşı karşıya kaldığı sorunlarda sorumluluğu olduğunu kabul etmesi anlamına gelir. Üstelik Dünya ile ilgili sorunlar bütün insanlığı etkilediği için stratejik olarak ortak eylem planlarını gerektirir. Dünya üzerinde yaşayan milyarlarca insan birbiriyle çatışan çıkarlarını, dünya görüşlerini, statülerini vb. bir yana bırakıp neden oldukları zararı telafi edecek önlemler almalı ve gelecek tehditler için politika geliştirmelidirler. 

İşte bu aşamada zorluklar başlamaktadır. Çünkü hiçbir insan ya da toplum bu gelişmelerden sorumlu olduğunu kabul etmemektedir. O  zaman çözümün de bir parçası olmak ya da maliyetine katlanmak rasyonel bir karar olmayacaktır. Ancak büyük felaketler ortaya çıktığında, bu zorunluluk insanları ortak kararlar almaya zorlayabilir. Böyle bir durumda ortak hedefte uzlaşılır ve toplumlar kendilerini bu hedef doğrultusunda yeniden organize ederler. Bütün bu gelişmeler ekonomilerin tüketim ve üretim yapılarında zorunlu değişimleri ve politik olarak ise daha az demokratik yönetim biçimlerini getirecektir. Ayrıca geçmiş iklim anlaşmalarının başarılı sonuç vermemesi otoriter tedbirlere daha fazla meşruiyet kazandıracaktır.

Antroposende küresel dijital yönetişime doğru

Dünya kaynaklarının büyük bir bölümüne sahip ekonomik yapılar ve otoriteyi elinde bulunduran güçler dijital teknolojiyi çözüm olarak ortaya atmaktadırlar. Dijital dönüşüm aslında antroposen çağı fikri ile birlikte anlam kazanmaktadır. Yani çevre sorunları  ve onun neden olduğu kabul edilen küresel sorunlar politik ve etik olarak dijital ekonomiye zemin hazırlamaktadır. Yüksek hızlı kuantum bilgisayarlar, hızlı bağlantı teknolojileri ve yapay zeka tabanlı çözümler, insanın hesaplayamayacağı ve karar almakta zorluk çekeceği kadar karmaşık sorunlarda devreye girecektir. Burada küresel olarak ilk yapılması gereken, küresel ölçekte bu mekanizmaları harekete geçirecek merkezi bir dijital yönetim yapısının oluşturulmasıdır. İkinci olarak, dünya üzerindeki bütün toplumların merkezi dijital yapıya bağlanmasını sağlayacak altyapıları oluşturmak ve herkesin bu ağa katılımını sağlamaktır.

Doğa boşluk kaldırmaz (nature abhors a vacuum)

Sonuç olarak, antroposen çağı fikrini kabul etmekle insanlık geri dönüşsüz olarak, yeni bir insan ve toplum yapısına, bilimsel sisteme, dolayısıyla yeni bir uygarlık düzenine geçiş yapacaktır. Bu dönüşümün aracı ise dijital teknolojiler olacaktır.  




Not: Atıf yapılarak alıntılanabilir.

3 Nisan 2020 Cuma

ŞEHİRLER KÜRESEL ŞOKLARA NASIL DAYANABİLİR? 2020 PANDEMİSİ VE SMART MERSİN




Complexity Economics and Innovation Systems: Mersin Regional Innovation Strategy (RIS) Plus Project From Perspective of Complexity Science” başlıklı çalışmamda[1], geçmişten bugüne Mersin'in inovasyon projelerini ele alırken karmaşıklık biliminden yararlanmıştım. Buna göre, tıpkı insan vücudu gibi şehirler de karmaşık dinamik sistemlerdir. Sistem teorisi, sistemlerin dışsal şoklara karşı davranışını açıklar.

Örneğin koronavirüs biyolojik sistemik bir çevresel şok olarak düşünüldüğünde, insan vücudundaki bağışıklığı yani dayanıklılığı (resilience) test ettiği söylenebilir. Eğer şeker hastalığınız varsa tüm sisteminiz zaten tehdit altındadır ve virüse karşı antikor geliştirmeniz zorlaşır. Bağışıklığınızı zayıflatan her şey, sizin tehditlere karşı bünyesel uyum yeteneğinizi zayıflatır. Ayrıca bir kişinin hastalanması bağlantısallık nedeniyle bütün insanları yani bütün sistemin bağışıklığını tehdit eder. Bunun için hasta insanlar, çevresine zarar vermemesi için önce çevreden izole edilir, sonra da onlara bağışıklığı güçlendirecek destek tedaviler uygulanır. Hasta iyileştikten sonra, metabolizması hastalık öncesine göre farklılaşır çünkü vücut hastalıkla mücadeleden yeni şeyler öğrenerek çıkmıştır. Bir insanın hastalığa karşı geliştirdiği direnç mekanizmaları sistemdeki diğer insanların deneyimlerini etkiler.

Küresel düzeyde bağlantısallıklar arttıkça, şehirler de küresel sorunlara açık karmaşık sosyal sistemler haline gelir. Şehirlerin sosyal, kültürel, çevresel, ekonomik vb. sorunlara karşı bağışıklığı; yerel düzeyde sahip olduğu bireysel ve sosyal yapıların yetenekleri, dayanışma mekanizmaları ve kurumsal düzenle ilişkilidir. Örneğin eğitim ve sağlık altyapıları, düzensiz göçler, ilçeler arası gelişmişlik farklılıkları vb. gibi. Virüs nedeniyle şehirler sınırlarını kapattıkça, her şehir büyük ölçüde kendi yeterlilikleri ve bağışıklığı ölçüsünde sosyal düzenini geliştirerek (emergence) devam etmek durumunda kalır. Eğer bu yapılarda sorun varsa, şehirler sahip olduğu değerli kaynakları da kaybeder. Bu nedenle şehirler ayakta kalabilmek için çevresel şoklardan bir şeyler öğrenerek, hatta sürekli öğrenerek devam etmek zorunda kalırlar. Bir şehrin öğrenme deneyimi komşu şehirleri de etkiler.

Dolayısıyla sistemik tehditlere karşı sistemik çözüm (reform değil transformasyon) gereklidir.
Ayrıca 21. yüzyıldaki yerel ve küresel dönüşümlerde dijital ekonomi önem kazanacaktır. Şehirlerin izolasyonu adaptasyon süreci için bir fırsattır. Mersin bu süreçte bağışıklığını arttıracak tedbirleri yerel ölçekte alacak fakat küresel düzeyde yeniden yapılanmak (reorganize) durumunda kalacaktır. Ayrıca Mersin’in pandemi deneyimi Adana ile birlikte (TR62 Bölgesi) ele alınmalıdır. Sonuç olarak kriz bittiğinde Mersin farklı bir Mersin olacaktır.





[1] Yardımcı, Pınar. "Complexity Economics and Innovation Systems: Mersin Regional Innovation Strategy (RIS) Plus Project From Perspective of Complexity Science." Examining the Relationship Between Economics and Philosophy. IGI Global, 2020. 83-125. Web. 3 Apr. 2020. doi:10.4018/978-1-7998-1037-7.ch005

Devletler ve İş Dünyası Paydaş Kapitalizmine Hazırlanıyor…

İş dünyası kapitalizmin krizlerinden önemli ölçüde etkileniyor. 21. Yüzyılda sektörler, dış ticaret ortakları ve iş modellerinde önemli ...